Yazı ve Makaleler

COVID-19 Kapsamında Uyarlama Hükümlerinin Uygulama Alanı

  • 16 Nisan 2020
  • Mehmet Akif Coşkun
  • Yorum yok

Hukukumuzda sözleşmeye bağlılık ilkesi gereğince taraflar, sözleşmeye bağlı olarak edimlerini yerine getirmekle yükümlüdür. Ancak sözleşme kurulduktan sonra hal ve şartlar değiştiğinde kimi zaman sözleşmedeki menfaat dengesi bir taraf aleyhine olacak şekilde bozulabilir. Bu durumda Türk Medeni Kanunun 2. maddesinde yer alan dürüstlük kuralı gereği sözleşmenin yeni şartlara uyarlanması taraflarca istenebilir.

6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 138. Maddesi, sözleşmenin değişen koşullara uyarlanma ilkesini aşırı ifa güçlüğü başlığı altında düzenlenmiştir. 

6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 138. maddesinde ve gerekçesinde yazan şartlar şu şekildedir:

  • Sözleşmenin yapıldığı sırada taraflarca öngörülemeyen ve öngörülmesi de beklenmeyen olağanüstü bir durumun varlığı,
  • Durumun borçludan kaynaklanmamış olması,
  • Tarafların yüklendikleri edimler arasındaki dengenin dürüstlük kuralına aykırı şekilde borçlu aleyhine aşırı ölçüde bozulmuş olması,
  • Borçlu edimini henüz ifa etmemiş veya ifanın aşırı ölçüde güçleşmesinden doğan haklar saklı tutularak ifa edilmiş olması,

Bunların yanında hakimden uyarlama talep edecek taraf madde hükmüne göre edimini henüz ifa etmemiş olmalıdır. Eğer uyarlama taraf edecek taraf sözleşmede meydana gelen öngörülemez koşullara rağmen edimini ifa etmişse artık uyarlama söz konusu olmayacaktır.

Ancak uyarlama talep edecek taraf sözleşmeden kaynaklanan edimini ifa ederken bir ihtirazı kayıt koymuşsa ifanın aşırı ölçüde güçlenmesinden doğan haklarını saklı tutmuş sayılacaktır.

Yukarıda yazılı şartların oluşması durumunda borçlu hâkimden sözleşmenin yeni koşullara uyarlanması talep edebilir. 

COVİD-19 sebebi ile taraflar sözleşmenin uyarlanmasını isteyebilir mi? 

Her sektör COVİD-19 sebebi ile eş değerde etkilenmediğinden sözleşmenin kurulması anında COVID-19’un öngörülebilir olup olmadığı, her bir sözleşmeye etkisinin öngörülebilir olup olmadığı öncelikle değerlendirilmelidir. Bu nedenle sözleşme tarafları COVID-19 salgını nedeniyle ifa yükümlülüklerinden tümüyle kurtuldukları sonucuna peşinen varmamaları gerekmektedir.

Tarafların mümkün olduğu kadar bir araya gelip sözleşmelerini yeniden müzakere etmeleri, COVID-19’un sözleşmelerine olası etkilerine birlikte çözüm aramaları her durumda önemlidir ve tavsiye edilir. 

Yukarıda bahsedildiği gibi TBK m. 138’in şartlarının oluşup oluşmadığı henüz belli olmadığından taraflar edimlerin ifasının mutlaka ihtirazi kayıtla birlikte ifa etmeleri  gerekir.

COVID-19, sözleşmenin kurulmasından sonra ortaya çıkabilecek öngörülemez, olağanüstü değişiklik sayılabilir ancak her sözleşme ilişkisine etkisi aynı olmayabilir. Kritik olan sözleşmenin kurulmasından sonra ortaya çıkan olağanüstü değişikliğin “sözleşmeye etkisinin öngörülemezliğidir”. Bu etkiyi öngöremeyen ve kendisinden ifanın dürüstlük kuralı uyarınca beklenemediği sözleşmenin mağdur tarafı sözleşmenin uyarlanması hakkına sahip olabilir. Her durumda sözleşmelerden doğan borçların ifasında titiz davranılmalıdır. Aşırı ifa güçlüğü durumunda edim ifa edilecekse, ifa mutlaka çekinceli olarak yapılmalıdır aksi durumda TBK m. 138’den doğan hakların kaybedilmesi riski mevcuttur.

COVID-19’un otomatik bir şekilde sözleşme taraflarına sözleşmeden doğan borçlarına aykırılık hakkı tanıdığını düşünmek yanıltıcı olacaktır. Sözleşme taraflarından birinin borcunu ifa etmemek şeklinde alacağı bir kararın öncesinde detaylı bir hukuki değerlendirmeye muhtaç olduğu unutulmamalıdır. Aksi hâlde gelecekte doğabilecek olası bir uyuşmazlıkta borca aykırılık nedeniyle yüklü miktarda tazminat ödemek gibi yaptırımlarla karşılaşma tehlikesi kuvvetle mevcuttur.

Tekrar etmekte yarar görüyoruz ki, COVID-19’un salgın hastalık kategorisine alınması ile ivme kazanan bu sürecin ne kadar süreceği ve nasıl tamamlanacağı belli değildir; bu nedenle yukarıda incelediğimiz hukuki esasların yargıda ve uyuşmazlıklarda nasıl yansıma bulacağını söylemek için henüz erkendir. Sözleşmelerden doğan borçların ifa edilememesi riski karşısında alacaklının ve borçlunun durumları somut olay özelinde değerlendirilmelidir. Şu aşamada ifa güçlüğü yaşayan sözleşme ilişkilerinde tarafların mümkün olduğu kadar bir araya gelip sözleşmelerini yeniden müzakere etmelerinin her durumda faydalı olacağı düşüncesindeyiz.

Yorum Yap